Anasayfa
Hakkımızda
   Başkan
   Amacımız
   Kurullar
Röportajlar
   Röportajlar
   70 Yaş ve Üstü Röportajlar
Makaleler
Raporlar
Faaliyetlerimiz
Basın Açıklamaları
Basında Bilka
Köşe Yazıları
Fotoğraf Galerisi
İndirimli Kuruluşlar
Slaytlar
Linkler
İletişim


Başlangıç Sayfası Yap Başlangıç Sayfası Yap
Favorilere Ekle Sık Kullanılanlara Ekle
Özel Arama
Şahin ÖZER


 
Bilge Kadın Araştırma Merkezi (BİLKA)'nın ŞAHİN ÖZER ile yapmış olduğu röportaj:


- Merhaba Şahin Bey, sizi Türkiye’de tanımayan yok neredeyse. Bu kadar tanınmış olmanın ya da sanatçıların patronu olmanın zorlukları nelerdir?
Tabi ki çok zor, bizim amacımız emsal yaratmak. 75 milyonun aynası olmak, siz de bu emsallerin emsali olmak durumundasınız. Örfler-adetler, gelenekler, görenekler gençlere iyi örnek olmak, toplumun görmek istediklerini onlara vermek zorundayız.

- Paylaşmak istediğiniz birkaç anınız var mı bu zorluklarla ilgili, ya da sizi çok etkileyen bir olay?
İnsanlar fotokopi makinesi gibi gördüğünü hemen kaydediyor, bu da insanı zorluyor, kime ne verdiğine çok dikkat etmen gerekiyor, belki bir serseriyle asili aynı çizgiye çekmek çok kolay değil. Geldiğin yeri unutmaman gerekiyor. Gideceğiniz mesafe de önemli, dünya yuvarlak çünkü sonu olmayan bir yarış, yarış hiç bitmeyecek yarış bittiğinde ölürsünüz çünkü. Her geçen gün daha iyi olmak için çaba harcamak gerekiyor. En çok aktarmak istediğim aslında iyi olmak için sürekli bir mücadele içinde olmak, ben oldum artık dediğinde işte o zaman kaybediyorsun.

- Sanat dünyasında olmaktan dolayı mutlu musunuz?
Kesinlikle dünyaya bir daha gelsem seçtiğim alan yine burası olurdu. Çok zevkli çünkü bir şey ortaya koyup milyonları peşinizden sürükleyebiliyorsunuz, bu çok güzel.

- Sizce “sanatçı” kime denmeli? Sanatçı olmanın kriterleri olmalı mı?
Her resim çizen ressam olmadığı gibi, her şiir yazan şair olmadığı gibi, her şarkı söyleyen de sanatçı olmuyor, okul bitirmekle de alaylı yetişmekle de sanatçı olunmuyor. Sanatçı olmanın da tabi ki kriterleri var. Üreten, ürettiğini yayan, ürettiğinin arkasında duran biri olmayı gerektiriyor. Sanatçı olmak ulvi bir kavram çünkü diğer yapılanlarla karıştırmamak gerekir. Ses artisti, oyuncu gibi kavramları kullanmak daha doğru olur. Sadece popülerliği yakalamış arkadaşlar için mesleğindeki artistler olarak tanımlaması uygun olabilir.

- Ülkemizdeki iyi sanatçılara örnek verebilir misiniz? En çok beğendiğiniz sanatçı kim?
Sezen Aksu kesinlikle iyi bir sanatçı, sürekli üreten, beste yapan biri, Zülfü Livaneli, Neşet Ertaş, Yıldız Tilbe. Sinemada da birçok arkadaş var. Gerçekten üreten, kalıcı şeyler ortaya koyan arkadaşlar bunlar.

- Sizin de var mı müziğe ya da yazmaya dair ilgileriniz?
Ara sıra ruhani ilham gelirse ben de yazıyorum, ama çok fazla vaktim olmuyor böyle şeyleri yapmak için.

- TRT’de yaptığınız programda Bakan Zafer Çağlayan’ın piyano çalması, bu süreç kendiliğinden mi gelişti? Böyle bilmediğimiz ama müzikle ilgilenen isimler var mı?
TRT’deki program çok iyi gidiyor, 13 program için anlaşmıştık, şimdi 26 bölüme çıkardık. Diğer kanallarla da birçok proje yapıyoruz. 2013’teki hedefimiz televizyonlarda en az 6-7 programı olan yapımcı olmak. Zafer Çağlayan, kesinlikle çok güçlü bir iş adamı, çok güzel bir program oldu, kendisi benim uzun zamandır arkadaşım, çok samimi, medeni cesareti çok yüksek. Daha önce bağlama çalarak para kazanmış, geçimini sağlamış. Böyle isimler var tabi ki, başka bir alanda olmasına rağmen resimde, müzikte, ya da başka başka alanlarda becerileri olabiliyor.

- Ses olarak en fazla beğendiğiniz kimler, daha çok kimleri dinlemeyi tercih ediyorsunuz?
Çok güzel sesi olanlar var. İbrahim Tatlıses, Ebru Gündeş, Sibel Can, Funda Arar, Mustafa Keser. Özellikle iyi yorumcuları çok seviyorum.

- Birden çok popüler olan şarkılar var, sonra dinleyenler bile beğenmemeye başlıyor, popüler olmak adına şöhret peşinde olmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ülke insanının halet-i ruhiyyesini yakalayabilmek çok önemli, eğer yapılanlar bu ruhu yansıtabiliyorsa insanlar beğeniyor, bunu devamlı yakalayabilmek çok önemli, yoksa unutulup gidiyor. Örneğin dizi karakterlerinde de bu çok yaşanıyor, bir karakteri oynayan oyuncu çok beğeniliyor, çok seviliyor, onun gibi olmak isteniyor, ama bu karakter bu popülerlikten dolayı şımarıp, iyi olma gayretini bıraktığında unutulup gidiyor, kimse hatırlamıyor sonra, bütün kazandıklarını yitiriyor. Kalıcı aşklar yakalamak gerek bu dünyada anlık aşklar değil, sadece popülerliği yakalamak da bunun gibi bir şey. Popüler olan kişilerin %90’ı bu hep böyle devam edecek zannediyor ve bu yüzden de kaybediyorlar. Özellikler sıfırdan gelen ama bir anda şöhret olanlar çok daha hızlı kuruyup gidiyorlar, iyi olanı üretme çabasını bıraktıkları için. Oysa her gün daha çok yeşeren ağaçlara ihtiyacımız var. En büyük takımda oynamasına rağmen her gün daha iyi olmak için çalışan birinin yarın öbür gün dünya liginde oynadığını görebiliriz. Çaba ve devamlı yaptığının üstüne koymak, böyle insanlara ihtiyacımız var.

- Sizce en çok dinlenenler listesi gerçeği yansıtıyor mu?
Dinleme listeleri genellikle gelen sms’ler yoluyla belirleniyor, kanala o şarkıyla ilgili ya da klibiyle ilgili talepler geliyor, müzik kanalları da ticari kurumlar sonuç itibariyle, gelen istek ve talepler doğrultusunda listeler belirleniyor.

- Peki, müzik ödüllerinin dağıtılmasıyla ilgili, şikeli olduğunu iddia edenler oluyor, bu konuda sizin görüşleriniz nelerdir?
Geçtiğimiz yıllarda çok daha fazla oluyordu, sms’ler yönlendirilebiliyor, büyük oranda sms’ler belirliyor kimin ödül alacağını ama, güçlü olan çevresine mesaj attırabiliyor, siz de sms’leri dikkate almak zorundasınız, kişi kendi kazanması uğruna bu tarz yollara başvurabiliyor, birinci olan ama aslında birinci olmadığı için ödül vermediğimiz durumlar olabiliyor bazen. Yine de halkın tercihi göz önünde bulundurulmaya çalışılıyor ama arada bazen şike olduğu da biliniyor.

- Müzik sektöründeki üst kuruluşlar (MESAM, SESAM vs.) yeterli mi? Sanatçıların ve prodüktörlerin haklarının korunmasındaki fonksiyonları nelerdir?
Müzik sektörü kurumsallaşmadığı için bu tarz kuruluşlar olsa da çok yetersiz kalıyor birçok konuda. Müzik yapımcıları da çok fazla değil, kurumsallaşma için 1994 yılından beri uğraşılıyor. Finans yetersiz kaldığı için çok fazla ilerleme olmadı, bu da hakların korunmasında yetersiz kalınmasına yol açıyor. Her şeyi takip eden bağımsız bir sistem olmalı, paraların bu sistem tarafından toplanıp adaletli bir şekilde dağıtılmasını sağlamak gerekiyor, şu an çok adaletsiz bir dağılım söz konusu. Üst Meslek Birliği oluşturulmalı, telifle ilgili her şeyle o ilgilenmeli, insanlar tek bir yere ödemeli bu ücretleri, o da meslek birliklerine dağıtmalı.
Dünyada devletler müzik politikalarını yürütür, destek olurlar, bizim devletin herhangi bir finansal desteği yok, finansal destekler sağlanmalı, finans olmadığı için uluslar arası alana yönelik çok fazla alan açamıyoruz, tanıtım, reklam, konserler çok güçlü olmuyor, oysa yurtdışında çok iyi rakamlarda yardımlar yapılıyor.

- Telif Hakları ile ilgili düşünceleriniz neler? Yasalar yeterli mi?
Telif yetersiz değil, uygulama da sıkıntılar yaşanıyor, var olan yasalar olduğu gibi uygulansa çok daha iyi bir noktada oluruz, telifte dünyanın en ileri kanunları var bizim ülkemizde, Fransa’nın bile önündeyiz. Kurumsallaşma olmamasından yaşanan sıkıntılar oluyor, toplanması gereken miktar yeteri kadar toplanamıyor organizasyon olmadığından, örneğin Almanya’da bu kurumsallaşma sağlandığı için 50 kat daha fazla toplanabiliyor bizim ülkemizdeki miktardan.

- Unkapanı’nın şuan ki durumu? (Plakçıların, stüdyoların vs. Levent, Ulus civarına taşınmaları, hala Unkapanı’nda kalmayı tercih edenler?
Unkapanı, orası iyi bir gemi, gemideki umut yolculuğu da hiç bitmeyecek. Hepimizin Unkapanı’nda da bir dükkânı var. Gençler binecekleri geminin iyi olmasına dikkat etmeliler.

- Sanat camiasında uyuşturucu operasyonlarıyla ortaya çıkan uyuşturucu kullanımı hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Sanatçıların çoğu uyuşturucu kullanıyor gibi bir algı oluştu insanların zihninde?
Bir elin parmaklarından birkaçı yamuk olabilir, ben çoğunun böyle olduğunu düşünmüyorum, basında çok fazla yer aldığı için, çok fazla gündeme geldiği için çoğu öyle gibi yansıtılıyor, oysa toplumun birçok kesiminde uyuşturucu var. Göz önünde olduğu için sanatçılar çok daha fazla gündeme geliyor. Gençlerde, özellikle okullarda da bu tarz olaylar yaşanıyor maalesef. Toplumu bozmanın en kolay yolu gençleri bozmaktan geçiyor çünkü bu bataklığı kurutup engel olmak lazım.

- Gençler arasında şöhret olmaya, şarkıcı olmaya yönelik artan yoğun bir istek var, bunu nasıl buluyorsunuz?
Ekranda sevilen biri gibi olmayı istemek çok normal, popüler olmak çok cezp edici bir şey gençler için. Ancak anlık heveslere kapılmamak gerekiyor, okuyup iyi bir diploma kazanıp hobi olarak bu tarz ilgilerini değerlendirebilir, dünyada da genel olarak bu böyle, önce iyi bir meslek elde etmek, daha sonra oyuncu, şarkıcı vs. gibi alanlar açabilir kendine.
Türkiye, genç bir cumhuriyet, umuyorum ki bizim ülkemiz de 2023’ten sonra dünyada parmakla gösterilen ülkeler arasında olacak. 4+4+4 bu sistemle birlikte hocalarımızı, mekânlarımızı tartışalım yeterli mi? Avantajları var, son 4 yılı evden takip edebiliyorsun, iyi bir gençlik için imkânları seferber etmek gerekiyor. 40 kişilik sınıf yerine 15-20 kişilik sınıflar hedeflenmeli. Şuan ki hükümetin üniversitelerin sayılarını arttırması çok olumlu bir gelişme gençler için. Yönetim, yöneticiler dünyayla mücadele edecek genç nesillere öncelik vermeliler. Bir şekilde düzeliyor çocuklar el atınca, çöp yiyerek büyüyenler holding sahibi olabiliyor.

- Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum, sizin eklemek istediğiniz şeyler var mı?
Ben teşekkür ediyorum, çok güzel bir söyleşi oldu benim için de.

Röportajı yapan: Meryem KULABER DEMİRCİ (Uzm.Psk.Dan. / BİLKA Yönetim Kurulu Üyesi)
Röportaj tarihi: 15.03.2012

ÖZGEÇMİŞ (Şahin ÖZER)

Şahin Özer: 1957 Malatya doğumlu. Türk Müziğine önemli sanatçılar kazandıran yapımcı. İlkokuldan sonra okulu bıraktı ancak; daha sonra ortaokul ve liseyi dışarıdan bitirdi. 1965 yılında Laleli Camisi'nin altında plak satışı ve prodüktörlük yapan babasının yanında çalışmaya başladı. Askerliğini yaptıktan sonra yurt dışında prodüktörlük eğitimi aldı. 1983 yılında, “Şahin Özer Müzik Yapım A.Ş.” firmasını kurdu. Cengiz Kurtoğlu , Fatih Kısaparmak, Yonca Evcimik, Mustafa Sandal, Deniz Seki, Davut Güloğlu, Gökhan Özen, Emel Müftüoğlu, Ozan Orhon, Güllü, Naşide Göktürk, Ahmet Şafak, Murat Başaran, Harun Kolçak, Erdinç Erişmiş ve daha birçok ünlüyü Türk müzik piyasasına kazandırdı.


Eğitim Sisteminde Yapılan Yeni Düzenlemelere İlişkin Eğitimcilerin Görüşlerinin Değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı, okula zorunlu başlama yaşının 72.aydan 60.aya indirilmesi, 8 yıllık zorunlu eğitimin kaldırılarak 4+4+4 şeklinde 12 yıllık zorunlu eğitime dönüştürülmesi ve ilk 4 yıldan sonra mesleki yönlendirme yapılabilmesi gibi konularda Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı düzenlemelerin öğretmenler tarafından nasıl değerlendirdiğini belirlemektir.
Sosyal Bir Sorun Olarak Trafik
Trafik düzeni bir medeniyetin dışarıdan görünüşüdür/aynasıdır. Bir ülkede veya bölgede insanın ne kadar saygıya değer olduğunu trafiğin işleyişiyle ölçmek mümkündür. 
Tıbbi Uygulama Hatası ve Komplikasyon Ayrımı
Sağlık toplumsal bir hak olmakla birlikte sadece sağlık çalışanları tarafından korunması gereken bir durum olarak değerlendirilmemelidir. 
Öğrenilmiş Doğum Korkuları
Korku, gelecekte olabileceğinden kaygı duyduğumuz olaylardır. Peki, hiç tecrübe etmediğimiz bir süreçle ilgili nasıl oluyor da korkuya kapılıyoruz.
Ortaçağ İslam Teolojisinde Kadın İmgesi
Genelde semavî dinlerin, özelde ise İslam dininin temel amacı, insana yüce Tanrının kutsal buyruklarını ulaştırmayı ve benimsetmeyi sağlamaktır. Bu ise onların, ırk, cins, renk, dil ve kültür farklılıklarına bakmaz
Aşkınlıktan Yüceliğe Tüketim
Postmodernizm çağında açığa çıktığı gibi modern ekonominin “ihtiyaç, üretim, tüketim" gibi bütün kavramları temelden maluldür. Bu illetin arkasında ise dayandığı dünyagörüşüne ilişkin meta-ekonomik bir büyük değişim yatmaktadır.
Bilmek Mi, Kendini Beğenmek Mi?
Bilme, bilgi edinme ihtiyacı, bir dürtü olarak insan doğasının derinlerinde yatar. Bu dürtünün ne denli güçlü olduğunu tinsel(manevî) tarihin her sayfası, özellikle onun bu güne değin oluşturulup dikilen gururlu binası açıkça gözler önüne serer.
Geleneğin Karikatürleşmesi: Bitkilerin Suyunu Çıkarmak*
Modernliğin yarattığı eski toprak özlemi (nostalji) bitkilere ve bitkisel tedavilere ilgiyi arttırdı. Tabiata dönmek istiyoruz ama yaya değil; modern tıbbi yöntemlerden ve ilaçlardan deva bulamadığımızda bitkilere sığınıyoruz.
Çevrenin Korunmasında Mahalli İdarelerin Rolü ve Önemi*
Çevre kavramı hayatımıza yeni girmiş olmasına rağmen kapsamı, boyutları ve çok ve büyük sorunları ile son derece önemli bir kavramdır.
 
Nesep Hukuku ve Babalık Davalarına Tarihi Bir Bakış
Nesep olgusu tarih boyunca insanların ve hukukun çok büyük ilgi, merak ve kader çizgisinde bulunmuştur. Nesep ve aile kavramları aynı bütünün değişik yüzleridir. Biri diğerinden ayrı düşünülemez.
Ülkemizde Osmanlı İmparatorluğu Ve Cumhuriyet Döneminde Hâkim Ve Savcılığın Düzenlenmesi
Osmanlı İmparatorluğunda yargılama işleri kadı ismi verilen hâkimlerce görülürdü. Kadı, peygamber namına suçluyu cezalandıran ve suçsuzu ayırıp İslam hukukuyla hükmeden hâkim demektir. Bir manası da hüküm ve hâkim olup, esasen kat ve ayırma manalarına da gelir. Kadılar hem idari hem de yargı yetkilerine sahiptiler.
Çalışma Süreleri
1475 sayılı eski İş Yasasında “İş süresi”, 4857 sayılı yeni İş Yasasında “Çalışma süresi” olarak deyimlendirilen çalışma sürelerine ilişkin esaslara yer verilmiş, bunların uygulanma şekillerinin ise Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ( ÇSGB ) tarafından hazırlanacak bir Yönetmelikte düzenleneceği öngörülmüştür ( 4857 sayılı İşK. m.63 ).
Kadına Yönelik Aile İçi Şiddete Türk Hukuku'nun Yaklaşımı
Sosyal bir kurum olan aile , medeni hukuk, tarih ve toplum bilim açısından, aynı çatı altında yaşayan anne, baba ve çocuklardan oluşan bütündür. Başlangıçta -teşkilatlanma ve korunma ihtiyaçları sebebiyle- çok geniş bir topluluğu ifade eden aile tarihi süreç içerisinde iktisadi ve sosyal gelişmeye de sıkı bir şekilde bağlı olarak -toplumların siyasi mahiyetlerindeki değişiklik, fertleri koruma fonksiyonunu
Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetin Boşanma Davalarına Yansıması
Bireyin biyolojik, iktisadi ve sosyal varlığı ile çok yakından ilgili olan aile hukuku, bütün dünyada ve Türkiye'de giderek eşler arası eşitliğin daha ağırlıklı olarak kabul edildiği bir hukuki yapılanma ve ilkesel değerlere yönelmiş bulunmaktadır.


Bilka - Bilge Kadın Araştırma Merkezi © 2008

Hazırlayan: Yıldırım Erdemli